
Benjamin Fève, çalışmaları bölgesel siyaset, ekonomik kalkınma ve uluslararası angajmanın kesişimini inceleyen Suriye odaklı bir analisttir. Aix-Marseille Üniversitesi'nde Avrupa Çalışmaları alanındaki Araştırma Yüksek Lisansı sırasında Avrupa Birliği ile Suriye arasındaki ilişki üzerine uzmanlaşmıştır. Fève şu anda Karam Shaar Advisory Limited'de Kıdemli Danışman olarak görev yapmakta ve Suriye'nin değişen siyasi ekonomisi ile bölgesel konumlanmasına ilişkin analizler sunduğu The Syria Dispatch'in kurucusudur.
Fève, Levant24 için kaleme aldığı bu makalede yeni hükümetin en iddialı ekonomik söylemlerinden birini, yani Suriye'nin yeniden bölgesel bir transit ve bağlantı merkezi hâline getirilmesini ele alıyor. Esed dönemindeki "Dört Deniz" konseptini yeniden değerlendiren yazar, Suriye'nin coğrafi konumunu kullanarak ticaret, enerji, lojistik ve dijital altyapı açısından stratejik bir koridor hâline gelip gelemeyeceğini inceliyor. Fève'ye göre başarının anahtarı pratikliktir; Suriye'nin güvenilir altyapılar kurmasına, öngörülebilir kurumlar oluşturmasına ve kilit transit güzergâhlarının etkin şekilde çalışabileceğini göstermesine bağlıdır. Makale, Suriye'nin bağlantısallık hedeflerini şekillendiren fırsatlar ve kısıtlamalara dair dengeli bir değerlendirme sunmaktadır.
Suriye bir kez daha coğrafyasını stratejiye dönüştürmeye çalışıyor.
Ancak tam anlamıyla bir transit merkez olmadan önce, Suriye'nin transit hedefleri için en güçlü gerekçe yedeklilikte yatmaktadır. Deniz boğazları, savaş riski, sigorta maliyetleri ve siyasi istikrarsızlığın alternatif güzergâhları daha değerli hâle getirdiği bir bölgede ve sahip olduğu konum göz önüne alındığında, Suriye'nin bir gecede bölgenin yeni büyük merkezi olacağını kanıtlamasına gerek yoktur. Öncelikle kendi topraklarından geçen belirli güzergâhların çalışabileceğini göstermesi gerekmektedir.
Bu da toparlanmayı başlangıç noktası hâline getiriyor. Limanların, yolların, sınır kapılarının, elektrik bağlantılarının, boru hatlarının ve telekomünikasyon ağlarının yeniden inşası, Suriye'nin transit hedefinden ayrı değildir. Tam tersine bunun ön koşuludur. Eğer bu sistemler daha güvenli, daha ucuz ve daha öngörülebilir hâle gelirse, Suriye kademeli olarak ticaret, enerji, lojistik ve veri taşımacılığı için tamamlayıcı bir koridor olarak konumlanabilir. Eğer bir gün gerçek anlamda bir merkez olacaksa, bu yalnızca coğrafyasından kaynaklanmayacaktır.
Suriye, Süveyş Kanalı'nın, Hürmüz Boğazı'nın veya Bab el-Mendeb Boğazı'nın yerini alamaz. Ayrıca Batı ve Körfez'in bağlantısallık planlarında İsrail bağlantılı güzergâhların yerini otomatik olarak alacağını da varsayamaz. Suriye'nin değeri başka bir noktadadır: Yedekliliğin stratejik önem kazandığı bir bölgede ilave seçenekler sunabilmesidir. Suriye kendi toparlanması için ihtiyaç duyduğu altyapıyı ne kadar yeniden inşa ederse, başkaları için de o kadar doğal biçimde faydalı hâle gelebilir.
Eski Bir Fikir, Yeni Şartlar
Böyle bir vizyon yeni değildir. 2000'li yılların sonlarında devrik diktatör Beşşar Esed, Akdeniz, Körfez, Hazar ve Karadeniz'i birbirine bağlayan yatırım, ulaşım ve enerji ağı üzerinden Suriye'yi bölgesel bir kesişim noktasına dönüştürmeyi amaçlayan "Dört Deniz" vizyonunu ortaya koymuştu. O dönemde bu konsept, Suriye'nin Türkiye ile yakınlaşmasına ve altyapı ile bölgesel bağlantısallık yoluyla uluslararası tecridi aşma girişimine dayanıyordu. Ancak savaş, yaptırımlar, kurumsal çöküş ve siyasi izolasyon bu fikri tamamen ortadan kaldırdı.
25 Ocak 2025'te Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor'dan Banyas'a ilk ham petrol sevkiyatı ulaştı. (SANA)
Bugün Şam bu fikri yeni siyasi şartlar altında yeniden canlandırmaya çalışıyor: Suriye'nin ekonomik bir transit merkezi olması. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara bu vizyonu yurt dışında da dile getirdi. Nisan ayında Antalya Diplomasi Forumu'nda ve daha sonra Güney Kıbrıs'ta Avrupalı liderlerle gerçekleştirilen gayriresmî zirvede, Körfez, Akdeniz, Hazar ve Karadeniz'i Suriye üzerinden birbirine bağlamayı amaçlayan "Dört Deniz" ve "Dokuz Koridor" girişimini tanıttı.
Washington'daki Suriyeli diplomatlar da aynı mesajı taşıyor. Washington Maslahatgüzarı Muhammed Kanatari kısa süre önce Suriye'nin Irak ile ikili iş birliği ve bölgesel ekonomik bağlantısallık odaklı yeni bir olumlu ilişkiler dönemine girdiğini söyledi. Kanatari, Suriye'nin coğrafyasını Hazar Denizi, Akdeniz, Basra Körfezi ve Karadeniz'in kesişim noktasında bulunan kalıcı stratejik bir avantaj olarak tanımladı. Daha da önemlisi, bu girişimin mevcut ticaret yollarının yerine geçecek bir proje değil; enerji ağları, elektrik şebekeleri, demiryolları ve iletişim hatları aracılığıyla bağlantısallığı güçlendirecek alternatif bir çerçeve olduğunu ifade etti.
Suriye'nin stratejisinin özü de bu olmalıdır: Merkez olduğunu iddia etmeden önce belirli koridorların çalışabileceğini kanıtlamak. Bu süreç yeniden inşa faaliyetleriyle birlikte zaten başlamış durumdadır.
Ulaştırma alanında Suriye, Ürdün ve Türkiye Körfez'e uzanan kuzey-güney bağlantısını güçlendirmek için adımlar attı. Lojistikte ise CMA CGM'nin Lazkiye Limanı anlaşması ve Adra ile Halep'te planlanan kuru liman projeleri ile birlikte DP World'ün Tartus projesi, deniz limanları ile iç pazarlar arasında daha güçlü bağlantılar kurulacağına işaret ediyor. Irak da yeniden açılan Rabia-Ya'rubiye Sınır Kapısı, fuel oil taşımacılığı ve Kerkük-Banyas boru hattına ilişkin görüşmeler aracılığıyla Suriye'nin yedek güzergâh potansiyelini test ediyor. Telekomünikasyon alanında ise SilkLink, Suriye'yi gelecekte dijital bir koridor hâline getirebilir.
Bunların hiçbiri Suriye'yi henüz bir merkez yapmıyor. Ancak ülkenin kendi ihtiyaçları doğrultusunda yeniden inşa ettiği sistemlerin zamanla başkaları için de faydalı olabileceğini gösteriyor.

Büyük ölçekli tasarımlardan ziyade toparlanma süreci sayesinde Suriye zaten bir transit rolüne doğru ilerliyor. Doğal gaz, limanlar, kuru limanlar, petrol taşımacılığı ve telekom yatırımları öncelikle Suriye'nin yeniden inşa ihtiyaçlarına cevap veriyor. Eğer bu sistemler güvenilir hâle gelirse, bölgesel aktörlerin de bunlardan yararlanması için daha fazla neden oluşacaktır. Bu yüzden transit merkez olmanın yolu ülke içinden başlamaktadır. Suriye'nin uzun vadeli rolü yalnızca kriz şartlarına veya deniz yollarındaki aksamalara bağlı olamaz. Ülke normal zamanlarda ticari açıdan faydalı olmalı; sadece diğer koridorlar baskı altında kaldığında stratejik önem kazanan bir seçenek olmamalıdır.
Güvenilirlik Sınavı
Bununla birlikte, genel yön umut verici olsa da önünde ciddi zorluklar bulunmaktadır ve en temel kısıt güvenilirliktir. Fiziki güvenilirlik hâlâ zayıftır. Demiryolları, karayolları, sınır tesisleri ve liman bağlantıları dâhil ulaşım ağının büyük kısmı hâlâ onarım beklemektedir. Hukuki ve operasyonel güvenilirlik de henüz tam değildir. Gümrük kuralları, transit ücretleri, uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, bankacılık kanalları, sigorta ve güvenlik garantileri hâlâ belirsiz veya eksiktir. Tüccarlar, lojistik şirketleri ve enerji firmaları açısından bir güzergâh ancak öngörülebilir olduğu takdirde değerlidir.
Siyaset de en az altyapı kadar önemli olacaktır. Türkiye Ürdün ve Körfez'e daha hızlı erişimden fayda sağlayabilir. Irak Akdeniz'e ulaşmak için yeni bir güzergâh isteyebilir. Körfez ülkeleri kırılgan deniz boğazlarına alternatif arayabilir. Avrupa ise daha dayanıklı ticaret, enerji ve veri koridorlarını değerli görebilir. Ancak ortak çıkarlar otomatik olarak ortak garantiler oluşturmaz ve süreci baltalayabilecek aktörler kolaylıkla devreye girebilir.
En belirgin karmaşıklık İsrail'dir. Suriye güzergâhı, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru da dâhil olmak üzere doğu-batı bağlantı projelerine alternatif veya tamamlayıcı bir seçenek olarak haritada gösterilebilir. IMEC'in ilk tasarımı büyük ölçüde Körfez, Ürdün, İsrail ve Avrupa üzerinden geçen bir hatta dayanıyordu. Ancak son analizler bu koridor için alternatif veya savaş dönemi düzenlemelerine ihtiyaç duyulabileceğini ortaya koymuştur. Buna rağmen böyle bir yaklaşımın siyasi olarak kabul göreceği anlamına gelmez. İsrail, Suriye devletini güçlendiren, Suriye'nin Türkiye ve Körfez ile bağlarını derinleştiren ve Suriye topraklarını stratejik altyapıya dönüştüren her projeye büyük olasılıkla güvenlik perspektifinden bakacaktır.
Diğer engeller Suriye'nin kendi ortaklarından da gelebilir. Körfez ülkelerinin ilgisi olumlu olmakla birlikte otomatik olarak istikrar sağlayıcı değildir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar Suriye'deki yatırımlarını artırmaktadır ve yeniden inşa, yönetişim ile bölgesel hizalanma konularındaki yaklaşımları belirgin olmakla birlikte zaman zaman birbirleriyle çelişmektedir. Körfez başkentleri arasındaki rekabet para ve siyasi ilgi getirebilir, ancak yatırımlar rakip çıkarlara bağlanırsa Suriye içinde yeniden nüfuz ağlarının oluşmasına da yol açabilir.
30 Haziran 2026'da Tartus Limanı modern Alman liman vincini teslim aldı. (Suriye Sınırlar ve Gümrükler Genel İdaresi)
ABD cephesi daha umut verici görünmektedir ancak burada da sürdürülebilirlik sorunu vardır. Başkan Donald Trump döneminde Washington'ın Suriye'deki geçiş sürecini desteklemek için elinden geleni yapmasıyla birlikte genel yön açık biçimde olumludur. Ancak uzun vadeli altyapı yatırımcıları yine de bu politikanın ABD'deki bir sonraki siyasi dönemde devam edip etmeyeceğini sorgulayacaktır. ABD'nin siyasi desteğine bağımlı bir koridor yalnızca bugünkü Beyaz Saray'ın tutumuna dayanarak inşa edilemez.
Sonuç olarak Suriye'nin transit hedefleri her şeyden önce güvenilirlik temelinde değerlendirilmelidir. Dört Deniz çerçevesi yatırım çekmeye ve Suriye'nin toparlanmasını daha geniş bölgesel bir mantık içine yerleştirmeye yardımcı olabilir. Ancak bunun uygulamaya bağlanması gerekir ki bugün hâlâ eksik olan da budur. Önce Suriye'yi kullanılabilir hâle getirelim: Açık sınırlar, öngörülebilir gümrük sistemi, işleyen limanlar ve kuru limanlar, daha net yatırım kuralları, çalışabilir bankacılık kanalları ve riski azaltan güvenlik düzenlemeleri sağlandıktan sonra transit merkez ilan etmek daha anlamlı olacaktır.
Suriye bunu başarabilirse, koridor rolü yeniden inşa sürecinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkabilir. Suriye ticareti için yeniden inşa edilen limanlar komşu pazarlara da hizmet edebilir; Suriyeli haneler için yeniden kurulan enerji bağlantıları daha geniş ağlara bağlanabilir; Suriye ekonomisi için geliştirilen dijital altyapı zamanla bölgesel veri akışını taşıyabilir. Coğrafya Suriye'ye bir fırsat sunmaktadır, ancak tek başına malları taşımaz, projeleri finanse etmez ve güzergâhları açık tutmaz. Yedeklilik ancak alternatif güzergâh gerçekten çalışıyorsa anlam taşır. Suriye için bir transit merkez olma yolculuğu önce kendi ihtiyaçlarına odaklanmakla başlamaktadır.

